Vahşi doğanın içinde BOTSWANA, Okavango Deltası

Sabah daha kahvaltımızı bitirmeden, bizi mokoro’lara biniş noktasına götürecek olan 4x4 kamyon geliyor.

Yazı: Dr. Cüneyt BAŞBUĞU

 

Yirmi iki kişiyi, iki günlük çantalarıyla; tüm gıda ve mutfak malzemesi, çadır, mat ve sandalyelerle bu kamyona yüklemek kesinlikle olanaksız gibi görünüyor. Bizi almaya gelen şoför çok sert biri. Arabayı park eder etmez talimatlar yağdırmaya başlıyor. Bu sırada, delta turunu ayarlayan şirket temsilcileri hepimizin sağlık sigortası bilgilerini, yakınlarımızın telefon ve isimlerini alıyor. Nedenini sorduğumuzda, deltada insanın başına her şey gelebilir, yanıtını veriyorlar. Yarım saat sonra endişelerimizde yanıldığımızı anlıyoruz. Kamyonu, en küçük boşluğuna kadar doldurduktan sonra, ortadaki sıralara oturuyoruz. Bizleri oturttuktan sonra kucağımıza çanta ve kameralarımızı veriyorlar; kıpırdamak olanaksız. İşin en kötü tarafı, içimizi üşüten sabah soğuğuna karşı ne kafamızı örtebiliyoruz, ne de üzerimize kalın bir şey giyebiliyoruz. 

 

Bir süre asfalt yoldan gidiyoruz. Tam, ne gerek vardı 4x4 kamyona diye düşünmeye başlamışken ormanlık bir bölgeye sapıyoruz. O andan itibaren yolculuğumuz tam bir maceraya dönüşüyor. Yol oldukları şüpheli yollardan, su birikintilerinden, derme çatma köprülerden geçiyoruz. İki saate yakın süren yolculukta kelimenin tam anlamıyla içimiz dışımıza çıkıyor. Mokoro’lara bineceğimiz alan görünüyor sonunda. Bizi bir grup Afrikalı karşılıyor; burada kalacağımız iki gün boyunca bize eşlik edecek, kadınlı-erkekli 15 kişilik bir grup. Şefleriyle tanışıyoruz. Bize kısaca önümüzdeki iki günün programını anlatıyor. Kafamı tam olarak veremiyorum; gözüm ve aklım, biraz sonra binip kamp alanına gideceğimiz mokoro’larda. Mokoro, yerlilerin kullandığı, kontrol ve hareketini uzun bir sopayla sağladığı, geniş bir ağacın içinin oyulmasıyla elde edilmiş bir cins kayık. Uzaktan çok dengesiz duruyor. 

 

Okavango Deltası’nda mokoro’larla yolculuk


Mokoro’ları özenle suya yerleştiriyorlar. Her birine iki kişi düşecek şekilde biniyoruz. Öncesinde kısa bir brifing var. Mokoro’ların hassas dengesini anlatıyorlar bize. Kullanan vücut hareketleri ve ellerindeki uzun sopayla yönlendiriyorlar, mokoro’yu. Bu nedenle ani hareketler yapmaktan kaçınmamız gerekiyor. Özellikle birden üzerimize sıçrayabilecek su örümcekleri konusunda uyarıyorlar; “Aman paniğe kapılıp kaçmaya çalışmayın bir tarafa, zararsızdırlar”.

 

Tam herkes kayıklara yerleşmiş hareket edecekken, 50 metre kadar ileride bir hipopotam beliriyor. Bu, deltada gördüğümüz ilk hipopotam; daha sonra çok daha yakından göreceklerimiz var. Suya dala çıka dolanıyor ortalarda bir süre, sonra kayboluyor. Otobur olmasına rağmen hipopotam Afrika’da, insana en fazla zarar veren, en öldürücü hayvanlar listesinde birinci sırada. Özellikle suda karşısına çıkarsanız çok saldırgan oluyorlarmış.

 

Nilüferlerin, sazlıkların, değişik tür bitkilerin arasında, tek sıra halinde, kamp yapacağımız alana doğru yol alıyoruz. Su; berrak, sarı-yeşil arası bir renkte. Yerliler, susadıklarında avuç avuç su içiyorlar. Bizi ise asla içmememiz konusunda uyarmışlardı. Kişi başı 6 litre su var yanımızda, orada tüketmek için. Herhangi bir bulaşıcı hastalık riski olmamasına rağmen alışkın olmadığımız bu su, sindirim sistemimizi olumsuz etkileyebilir.

 

Zebralar, zürafalar arasında, yürüyerek safari


Kamp alanına yolculuk iki saate yakın sürüyor. Sadece bu gezide değil, hayatımda kaldığım en ilkel kampı kuruyoruz. Dar bir düzlük alana sıkıştırıyoruz çadırlarımızı. Karşılayan ekip, bize kamp boyunca eşlik edecek. Çadırları kurmamıza da yardımcı oluyorlar. Hemen arkada, ağaçların yanındaki bir alana üç çukur kazıyorlar; tuvaletler hazır. Tuvaletin hemen önündeki ağacın dalına bir rulo tuvalet kağıdı asıyor, Albert ve sistemi anlatıyor: Tuvalete giden kağıdı da alacak, böylece tuvaletin boş olup olmadığı anlaşılacak. Biz yerleşinceye kadar yemek hazırlanmış oluyor. Çay-kahve için sıcak su sürekli mevcut. Tek sorun yemekleri ve çayı, deltanın suyundan yapmaları; tadı biraz değişik geliyor bize ama yapacak bir şey yok.

 

Kampı sınırlayan ağaçlıklı bölgenin dışına, habersiz çıkmamız yasak. Nehirde de, ancak gösterdikleri dar bir alanda suya girebileceğiz. Bu yasaklamalar, her an karşımıza çıkabilecek vahşi hayvanlardan korunma amaçlı. Suyun görüntüsü çok çekici; buna karşın adım attığımız anda bulanıklaşıyor. Dibi çamurlu. Yüzmenin, daha doğrusu doğru dürüst içine girmenin olanağı yok. Bulaşık leğeniyle duş yapma fikri geliyor aklımıza; ayrıca oldukça eğlenceli. Gülüp eğlenirken ayağımda bir acı hissediyorum. Sudan çıkardığımda, ayağıma dev bir sülüğün yapışmış olduğunu görüyorum. Sülük, uzun çabalar sonrası beni terk etmeye karar veriyor. Böylelikle suda eğlenme keyfim kaçmış oluyor. Öğleden sonra üç grup halinde yürüyüşe çıkartıyorlar bizi. Daha önce yaptıklarımızdan çok farklı bir safari bu; çevreyi, hayvanları arabanın içinden değil yürüyerek, yanlarından geçerek izleyeceğiz. Zürafalara, zebra sürülerine rast geliyoruz. Kokumuzu alıncaya kadar yanlarına yaklaşabiliyoruz; bizi fark edince uzaklaşıyorlar. Adlarını zorlukla öğrendiğimiz, buna karşın hemen unuttuğumuz kuşlar çıkıyor yolumuza. Yürüyüş boyunca sesli konuşmamız yasak. Ayrıca doğada olmayan renkler içeren giysiler giymemize de izin vermiyorlar. Güneş batmadan kampa dönüyoruz; turun devamı ertesi sabah. Kampta karanlık, sivrisinek saldırısını da beraberinde getiriyor. Yolculuk başından bu yana düzenli olarak sıtma ilaçları alıyoruz. Hemen uzun kollu giysilerimizi giyip açıkta kalan yerlerimize sinek kovucu ilaç sıkıyoruz. Alın lambalarımız eşliğinde yemeklerimizi yiyoruz. Suyun tadını sevmediğim için canım pek çay içmek istemiyor ama diğerleri benimle aynı fikirde değil.



 

Hipopotamlarla burun buruna


Sabah, güneş doğmadan kalkıyor ve yola çıkıyoruz. Yaban yaşamı gözlemek için en uygun zaman, sabah erken, hayvanların suya ulaşmaya çalıştığı zamanlar. Deltaya ve Afrika’ya özgü görüntüler eşliğinde yaklaşık dört saat yürüyoruz. Rehberimiz bize bir leoparın ayak izlerini göstererek başlıyor güne. Dün akşam buralarda dolaşmış olmalı diyor. Daha sonra, babun, antilop, zebra ve yaban öküzü sürülerine rastlıyoruz yolumuzun üzerinde. Afrika’da olağan bir gün daha başlıyor. Geç yapılan bir kahvaltı sonrası, günün kalan kısmını dinlenerek geçiriyoruz. Cape Town’dan bu yana, ilk kez bir taraflara koşuşturmadığımız bir gün... Günün tek etkinliği, akşamüstü nehirde mokoro’larla yapacağımız “günbatımı” gezisi. Bu aradan faydalanan bazı arkadaşlar mokoro kullanmayı öğreniyor; daha doğrusu öğrenmeye çalışıyorlar. Akşama doğru yeniden biniyoruz mokoro’lara. Daha 50 metre gitmeden, hemen yakınımızda bir hipopotam beliriyor. Arada kafasını dışarı çıkartıp dişlerini göstererek gruba yaklaşıyor. Yerliler de panikliyorlar biraz; çok yaklaştığında karaya sürüyorlar kayıkları. Hipopotam on metre yakınımıza kadar geliyor; korkudan sesini kesmiş, kımıldamadan kendisini izleyen bizleri gözlüyor bir süre. Korkunç sesler çıkartarak tekrar dişlerini gösteriyor. Daha sonra, sırasını savmış bir sanatçı gibi çekiliyor sahneden; hiçbirimiz “bis” meraklısı değiliz. Çıktığımız adada, delta üzerinde batan güneşin tadını çıkarıyoruz. Tanımlanması güç bir renk gösterisi sunuyor bize akşam. Her anını heyecanla izlemeye, fotoğraflamaya çalışıyoruz. Hayatları burada geçen evsahiplerimiz biraz da ilgiyle izliyorlar bizi. 

 

Akşam yemeğinden önce, ekip sorumlusu yanıma gelerek, yemekten sonra biraz şarkı söylemek istediklerini söylüyor. Karanlık, sıcak, sivrisineklerin uçuştuğu bu yerde, bundan daha güzel bir öneri olamazdı. Mutlu olacağımızı söylüyorum. Mutluluktan daha farklı bir sözcük seçebilseymişim keşke. Biz öyle, bir iki kişi şarkı söyleyecekler diye beklerken tüm ekip, sanki arkalarında büyük bir orkestra varmış gibi başlıyor şarkı söylemeye. Kelimelerle anlatılması zor bir gösteri sergiliyorlar. Günlük yaşantılarını anlatan şarkılarına bir süre sonra danslarını da ekliyorlar. Kamp ateşinin ışığı altında, bütün güzelliğiyle Afrika var sahnede. Son şarkıya hepimiz eşlik ediyoruz; “Africa beautiful Africa”…



Fotoğraf Galeri

Reklam
En Çok Okunan
KOSGEB 4. İNOVATİF KOBİ ÖDÜLLERİ... Afrika’ya bir lezzet yolculuğu ... Ruandalı yönetmen yerel film endüst... Dünya Afrika'da toprak kiralama... Rotamızı Afrika’ya çevirdik... Gana Devlet Başkanı Mahama:
 ... Power sector wIll fuel economIc gro... Mehmet Akdağ / Akdağlar Madencilik...
Reklam
Reklam
Sosyal Medya


© Copyright 2013 African Business Life
Bu sitenin içeriğinin kopyalanması ve yeniden dağıtılması açık olarak yasaktır. İşbu sitenin içeriğindeki herhangi bir hata veya yanlışlıktan şirket sorumlu tutulamaz.Tüm Hakları Ferm Ajans Ltd.Şti. ' ye aittir.